Semih AYDIN – Göksel BAŞARAN
Türkiye’nin makine ihracatı yılın ilk yarısında, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 7,9 artarak 12,5 milyar dolar oldu. Sektörün ana ihracat pazarları Almanya ve ABD olurken, son aylarda Rusya’ya yapılan ihracatta dikkat çekici artış yaşandı. Dünyadaki ekonomik gelişmeler karşısında makinecilerimiz yeni fırsatlara odaklandı.
Batı’da yatırımlar yavaşlayabilir
Haziran ayında makine ihracatında düşüş yaşadığımız Almanya ve İtalya, aynı zamanda enerji temini ve güvenliği konusunda en fazla sıkıntı yaşayan AB ülkeleri. Uzun yıllardan sonra aylık bazda ilk kez dış ticaret açığı veren Almanya, Rusya’ya yönelik yaptırımlardan yoğun şekilde etkileniyor. Bizde ise tam tersine Rusya’ya makine ihracatı rekordan rekora koşuyor.
ABD’nin ardından AB’nin de sıkılaşma politikasına geçmesiyle birlikte Batı’daki makine ve teçhizat yatırımları önemli ölçüde yavaşlayabilir. Ana pazarlarımızda resesyon ihtimali bizi düşündürüyor.
Diğer yandan, üretimin coğrafya değişikliğiyle görülür hale gelip, pandemi sürecindeki güçlü ve güvenilir duruşumuzla artan ilginin, sürdürülebilirlik yatırımlarıyla zirve yapacağı yönündeki umudumuzu hâlâ koruyoruz. İhracat artış hızımız yüzde 10 üzerinde tutunabilirse, seneyi bu yılki hedefimiz olan 27 milyar dolara yakın bir yerde kapatabileceğiz.
Almanya’nın enerjide dışa bağımlığının devam edeceğine yönelik beklentiler yapısal bir dönüşümü mecbur kıldı.
Bu dönüşüm de orta ve küçük işletmelerin egemen olduğu Alman makine sektöründe daha fazla ithalat anlamına geliyor. Bu ihtiyaç, tedarik zincirlerindeki kaymanın da etkisiyle Türkiye’ye sipariş olarak yansıyacaktır. Fakat yeni durumda kritik unsur, teknoloji seviyesi daha yüksek makinelerin ihracatı.
Batıdaki resesyon korkusu birçok yatırımın askıya alınmasını gündeme getirebilecek olsa dahi, yeşil mutabakat hedefleri doğrultusunda geliştirilen mevzuat kendi rayında ilerliyor. Üretim hatlarının nitelikli makinelerle revizyonu bir şekilde devam etmek durumunda.
Resesyon korkusu arz talep dengesizliği ile oluşan spekülatif ortamı yatıştıran bir etki ortaya koysa da küresel siyasi belirsizliklerin körüklediği stoklu çalışma mecburiyeti ortadan kalkacak gibi görünmüyor.
Üretimi son iki yılda üst üste yüzde 9 ve yüzde 32 artan makine sektörümüz artık çok daha rekabetçi fakat çok daha fazla işletme sermayesine ihtiyaç duyuyor.
Büyümüş ölçekleri muhafaza etmek için dış pazarların yavaşladığı dönemlerde içeride daha fazla iş yapmak mecburiyetindeyiz.
Türkiye’nin makine ve teçhizat yatırımlarında son iki yılda üst üste elde edilen yüzde 21 ve yüzde 24’lük fevkalade artışların tekrarlanması zor ama ihracat eksenli bir büyüme politikası güttüğümüze göre, üretim yatırımlarını anti-enflasyonist tedbirlere rağmen sürdürmenin yollarını da bulmalıyız.
Makina sektörü ihracatının yüzde 70’ini Euro ile, ithalatının yüzde 70’ini ise dolarla yapar.
Euro kazanıp dolar harcıyor olmak parite zayıfladıkça elbette aleyhte bir durumdur ve sürmesi halinde bizim gibi bütün sektörlerimizin de dolar bazında koydukları yıllık ihracat hedeflerini revize etmeleri gerekecektir. Türkiye makine ihracatında yerli katma değer oranı en yüksek ülkelerden biri.
OECD verilerine göre, yerli katma değer oranı yüzde 76 ile Almanya ile aynı düzeyde. Yani dolardan çok, TL’ye ihtiyacımız var. Bu sebeple sektörümüz için 1 euronun kaç dolar olduğundan çok, kaç TL olduğu önemlidir.
Bizim istikrarlı ihracat artışına ihtiyacımız var ve paritenin neredeyse eşitlendiği ve resesyon kaygılarının zirve yaptığı bu süreçte, döviz kurlarının TL karşısında doğal seviyelerinde oluşmasının denge yaratıcı bir unsur olabileceğine inanıyoruz.
Teknoloji geliştirmeye hız vermeliyiz
Teknolojinin baş döndürücü bir hızla değişime uğradığı bir dönemdeyiz. Bu değişimden en hızlı etkilenen sektörlerin başında da kuşkusuz makine sektörü gelmektedir. Dünya ticareti, özellikle pandemi ile birlikte yeni bir döneme hızlı bir giriş yaptı. Pandemi koşullarında zaten her sektörde olduğu gibi makine sektöründe de çeşitli zorluklar yaşandı, yaşanıyor.
Ham madde ithalatı ağırlıklı olarak dolar bazlı gerçekleştiğinden dolayı euro/dolar paritesinin eşitlenmesi, ihracatta rekabetçiliği olumsuz etkileyebiliyor. Bu zorluklara rağmen üretmek ve ülkemize katma değer sağlamak için yoğun çaba gösteriyoruz. 2021 yılını hedef açısından iyi bir şekilde tamamladık. 2022 yılında da özellikle teknoloji geliştirme odaklı ilerlemeye devam ediyoruz. Rusya – Ukrayna krizi ve Avrupa ülkelerinin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar, Türkiye için çeşitli fırsatlar oluşturabilir. Buna hazırlıklı olmalı ve özellikle ülke olarak, teknoloji geliştirme temelli çalışmalara hız vermeliyiz. Avrupa Birliği’nin (AB) öncülüğünde gelişmiş ülkeler, enerjide petrol ve türevi ürünlerin kullanımını kademeli olarak sona erdirmek ve karbon salımını sıfır düzeyine indirmek için sanayide devrimsel bir “yeşil dönüşüm”e başladı. Biz de bu doğrultuda geliştirdiğimiz verimlilik odaklı teknolojilerle hem ülkemize en yüksek düzeyde katma değer sağlayabilmek hem de milli teknolojilerimizi dünyanın dört bir yanına ulaştırarak, insanlığa değer katmak hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Şirketimiz, özellikle teknoloji ve Ar-Ge alanında dünyanın sayılı üreticileri arasında yer alma hedefiyle çalışmalarına devam ediyor. Bu kapsamda şirket olarak, bugüne kadar Türkiye’nin yüzde yüz yerli ilk lazer çipi, ilk lazer ışın kaynağı (rezonatör), ilk 3D eklemeli imalat makinesi gibi pek çok yeni teknolojiyi hayata geçirdik. Bu süreçte, özellikle dijital altyapımızı güçlendirecek çalışmalara imza atarak, müşterilerimiz ve hedef pazarlarda yaptığımız görüşmelerde dijitalin avantajlarından en üst seviyede faydalanmaktayız. Bu çalışmalarımızın ihracata pozitif katkısı elbette oluyor. Bugün itibariyle 110’dan fazla ülkeye ürünlerimizi ihraç ediyoruz. Toplam ciromuzun yüzde 20’sini yurt dışı yatırımlarımızdan elde ediyoruz. Özetle, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da teknoloji odaklı çalışmalarımız hız kesmeden devam edecek.
Türkiye üretim üssü olacak
Yılın geride bıraktığımız döneminde ihracatımızda olumlu bir performans gerçekleştirdiğimizi söyleyebilirim. 76 yıllık bir şirket olarak altyapımızı, teknolojimizi, iş organizasyonumuzu ve Ar-Ge birimimizi geliştirmekle meşgul olduğumuz için, yaptık bitirdik diyecek halimiz yok, çünkü ev ödemiz çok fazla. Ama genelde geleceğe iyimser bir şekilde bakıyoruz.
Türkiyemiz önümüzdeki yıllarda yakın ve uzak coğrafyanın üretim üssü olabilir. Olmalıdır. Şansı çok yüksektir. Bazı olumsuzluklar bile ülkemize olumluluklar getirmekte. Ukrayna dolayısıyla Avrupa’ya Rus gazı kesildi. Bundan dolayı çok önemli Avrupalı firmalardan stratejik ortaklık teklifleri geliyor. Bu bizi iyimser yapıyor. Bu savaşın Batı’daki tesiri çok daha fazla oldu. Diplomatik açıdan bizim Rusya ile olan ilişkilerimizin başarılı olduğunu düşünüyorum. Bu durumun Rusya kapısını Türk firmalarına daha da açacağını düşünüyorum.
Yeter ki bizim performansımız, örneğin makine sektöründe, iş yapacak performansta olsun. Şu anda bile Rusya’ya olan ihracatımız artmaya başladı. Avrupa pazarının daralmasının yanında Avrupa’da bazı üretimlerin durması söz konusu. Maliyet en önemli faktör. Avrupa ülkeleri son 10 senede bizim eski hatalarımızı yapmaya başladı.
1’e 4 olan, 1 üniversite mezunu, 4 meslek lisesi mezunu neredeyse tersine döndü. Euronun güçlü bir para birimi olması nedeniyle üretim maliyetleri de çok yüksek. Aynı teknolojiye, entelektüeliteye sahip olan firmalarımız şu an Batı’ya karşı sahaya 1 – 0 önde çıkıyor. Firma olarak euro ithalat ve euro ihracatımız var. Ancak Türk lirasının şu anki durumunu iyi değerlendirmemiz lazım.
Euro değerli bir para. Firma olarak bizim ihracatımız sürekli artıyor. Ürün yaptığımız, satış yaptığımız otomotiv sanayinin ihracatı, üretimleri artıyor. Dolayısıyla bizim üretimimiz de artıyor.
Fırsatları değerlendirmeliyiz
Yılın ilk yarısında ihracatımız geçen yılın ilk 6 ayına kıyasla yüzde 35 oranında artış gösterdi. Bu süreçte ağırlıklı olarak ihracat yaptığımız ülkeler ise ABD, İtalya ve Birleşik Krallık olarak sıralandı. Tüm bunlar ışığında yıl sonunda ihracatımızı geçen yıla göre yüzde 50 artırmayı hedefliyoruz.
Rusya-Ukrayna krizi nedeniyle Avrupa ülkelerinin Rusya’dan çekilmesi ve bu ülkeye yönelik yaptırımlar uygulaması ülkemiz için avantaj oldu. Bunun yansımalarını son aylarda ülkemizin Rusya’ya artan ihracatında da gözlemliyoruz. Firma olarak biz de son aylarda Rusya’ya ihracatımızı artırmak adına çalışmalarımıza başladık. Bu anlamda, ülkemizin burada yürüttüğü doğru politikalar neticesinde Rusya pazarında karşımıza çıkan fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek istiyoruz.
Avrupa ve ABD sektörümüzün en önemli pazarları. Bu bölgelerde yaşanacak ciddi krizlerin ve bu pazarların önemli ölçüde daralmasının yansımaları olacaktır. Hemen hemen her sektörün bundan etkileneceği gibi makine sektörünün de etkilenmesi normal. Ancak biz bu ülkelerde beklendiği gibi ciddi ekonomik krizler yaşanacağını düşünmüyoruz. Çünkü bu bölgeler dünya ekonomisinden önemli pay alıyor ve önemli firmalara sahipler. Dolayısıyla yaşanan ekonomik sıkıntıların kısa vadeli olacağı kanaatindeyim. Ancak, halihazırda firmamızın yeni pazarlara açılmak adına çalışmaları mevcuttur. Pazar çeşitlendirmenin, tüm yumurtaları tek sepete koymamanın öneminin farkındayız ve bu yönde faaliyetlerimize devam ediyoruz.
Maliyet hesabını dikkatli yapmalıyız
Firmamızın ihracatı geçen yıla göre yüzde 10 civarında artış göstermektedir. İhracatımızın büyük bir bölümünü Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avrupa ülkelerine gerçekleştiriyoruz. Yıl sonu hedefimiz, ihracatımızda geçen yıla göre yüzde 20 artış sağlamaktır. Rusya - Ukrayna krizinin enerji ve çelik fiyatları üzerinde etkileri oldu. Ancak bizim firmamız açısından Rusya pazarında daha fazla hareketlilik ve talep oluştu. Şu an Rusya’ya ihracatımız her geçen gün artış göstermektedir.
Özellikle AB’nin sıkılaşma politikasına geçmesi Türkiye’yi tabii ki olumsuz etkiler. Çünkü herkesin bildiği gibi ülkemiz ihracatının büyük bir bölümünü bu bölgeye yapıyor. Şirketimizin Avrupa pazarına ihracatı ise toplam ihracatımızın yüzde 35’i seviyelerinde. Dolayısıyla bu durumdan biz de etkilenmiş oluruz. Euro/dolar paritesinin eşitlenmesinin ülkemiz açısından olumsuz etkileri olacağına inanıyorum. Özellikle ham madde alışlarımızın dolar olması ve satışlarımızın Avrupa bölgesine euro cinsinden olması dezavantaj yaratmaktadır. Ancak bu durumun şirketimize etkileri çok fazla olmayacaktır. Özellikle A.B.D’ye ihracatımızı dolar cinsinden yapıyor olmamız ve bu bölgeye yaptığımız dış satış ihracatımızın yaklaşık yüzde 50’sini oluşturduğundan biraz daha az etkileniriz. Şu an yaşadığımız yurtiçi-yurtdışı enflasyon rakamları işletmelerimizin daha dikkatli maliyet hesapları yapmalarını ve finans yönetimlerini çok hassas yönetmelerini gerektirecektir.
Rusya’dan talep artacak
Firmamızın ilk yarı cirosu geçen seneye göre iki katından fazla arttı. İhracat oranımız yüzde 50 bandında gerçekleşirken, ağırlık olarak Avrupa ülkelerine ihracat gerçekleştirdik. Bu bağlamda yıl sonu ihracat hedefimizi yüzde 55 olarak belirledik. Rusya-Ukrayna arasındaki krizin ham madde tedariki konusunda bizleri sıkıntıya soktuğu aşikar. Ancak özellikle Polonya ve Rusya’dan ülkemize ilgi artmış gözüküyor. Yıl içinde bu iki ülkeden de yeni müşteri kazanımlarımız oldu. Rusya’dan ülkemize olan talebin daha fazla artacağını düşünüyor ve bunu gözlemliyoruz. Firmamız ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerine çalışsa da farklı bölgelere de ihracat yapmakta. Dünyada her zaman gezen, araştıran firmalar için iş olacaktır. Biz hiçbir zaman yumurtaları tek sepete koymayız. Ürün çeşitliğini artırmak ve farklı ülkeler ile çalışmak için faaliyetlerimize devam ediyoruz. Firmamız yapısı itibari ile sektörde bizim işimize en yakın alternatif hangi ürün grupları varsa, direkt o dallarda üretimi yönlendiriyoruz. Özellikle bu yıl İçerisinde İngiltere, Rusya ve Arap yarımadasındaki ülkeler ile iş geliştirme çalışmaları sürdürüyoruz. Metal sektöründe özellikle ham madde fiyatları dolar cinsinden alım yapılırken, satışlar ağırlıklı olarak euro cinsinden gerçekleşiyor. Yirmi yıl sonra tekrardan parite eşitlenmiş durumda. Genel olarak kurdaki oynaklık maliyetlendirme çalışmalarında bizi zorlayan bir unsurdu. Bu durumda satışa sunulan ürün fiyatlarında artış yapılması kaçınılmaz oluyor.
Hız kesmeden üretime devam ediyoruz
2004 yılından bu yana makine, kalıp ve otomotiv sektörlerine hizmet verirken yurtiçi/yurtdışına CNC takım tezgahlarının alt gövde/aksesuar grupları, kalıp plakaları, döküm kalıp plakaları, Döküm kalıp taşıyıcıları, proje bazlı firmaya özel kaynaklı fikstür ve özel amaçlı kaynaklı konstrüksiyon imalatlar yapmaktayız. Geçen yıla göre ihracatımızda ciddi bir artış olmasa da şu anda iyi gittiğini söyleyebilirim. Gera Makina olarak ağırlıklı olarak Almanya’ya ihracat gerçekleştiriyoruz. Almanya’dan firmamıza yönelik olan iş talepleri de giderek çoğalıyor. Bu taleplerin birçoğuna yanıt veremiyoruz. Dolayısıyla Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı resesyon riskinin şu anda firmamızı etkileyeceğini düşünmüyorum. Ham madde için çelik ithal ediyoruz. Bu da dolara endeksli. İhracatımız ise euroya endeksli. Dolayısıyla doların euro karşısında değer kazanması bizim için kötü bir durum oluşturuyor.
Ancak şu an doların yüksek olmasına rağmen ham madde fiyatlarında düşüş söz konusu. Son dönemde ham madde fiyatlarında bir düşüş yaşanıyor. 1.400 dolarlardan 1000 dolar seviyelerine geriledi. Fakat doların daha fazla yükselmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bugüne kadar dolar/euro paritesi 1,2 seviyelerinde seyrediyordu. Bu bizim için iyiydi. İhracatçı için en kötü senaryo ise hem doların hem de euronun düşmesi. Çünkü sadece euro bölgesine ihracat yapılmıyor, ABD’ye de önemli ölçüde satış gerçekleştiriliyor. Firma olarak tüm giderlerimizi, personel maaşlarımızı euro kuruna göre hesaplıyoruz. Maliyet artarsa firma olarak biz de zorlanırız. Malzemeyle doların aynı seviyede yükselmesi gerekiyor. Eskiden bunda bir doğru orantı vardı ama bu sefer dolar yükselmesine rağmen ham madde fiyatı düştü. Bir dengesizlik söz konusu.
Fırsatı kaçırmayalım
Pandemi ile birlikte dünya ticaret yapısında birçok değişim yaşandı. Emtia ve fiyatlarındaki artış, Uzakdoğu ürünlerinin Avrupa ve Amerika pazarına satışlarındaki zorluklar Türk ürünlerinin cazibesini arttırdı. Bu sebepten dolayı ihracat yapan firmaların çoğu tahmin edemedikleri miktarlarda sipariş almaya başladı. Firmamızda pandemi başlangıcı ile 2022 arasında üretimini ve ihracatını her yıl büyük oranda artırarak neredeyse 2 katına çıkardı. 2022 yılının ilk yarısında ihracatımızda ve üretimimizde geçen yıla göre yüzde 50 artış sağlandı. Firmamız 2008 yılında yaşanan global krizde çok zarar görmüş ve ihracat politikasını değiştirerek, yaptığı yatırımlarla sadece Avrupa’ya olan ihracatını dünyanın genelinde 80’in üzerinde ülkeye yaymayı başardı. Rusya ile Ukrayna arasında başlayan savaş, Türk firmalarının Rusya’ya olan ihracatının artmasına sebep olmuştur. Avrupa ülkeleri, A.B.D ve Japonya yaptırım kararı aldıktan sonra Rus firmaları Türkiye’den ihtiyaç duydukları ürünlerin temini için yarışır hale gelmiştir. Bu da Türkiye’nin Rusya’ya olan ihracatını artırmıştır. 2008 krizi firmamızın büyük değişikliğe gitmesine sebep oldu. Bunun faydasını da her kriz yaşandığında zarar görmeden atlatmayı başararak gördük. Yaşanacak resesyon ihtimali ABD ve Avrupalı firmalar için kâbus olabilir ama Türk firmalarının bu durumdan fazla etkilenmeyeceğini tahmin ediyorum. Bu nedenle Türk makine üreticileri daha kaliteli ve daha cazip fiyatlar ile tüm rakiplerinin önüne geçecektir. Sonuçta dünyada üretim resesyona rağmen durmayacak ve ihtiyaç olan makineler için Türkiye cazibe merkezi olmaya devam edecektir. Türk firmaların çoğu ihracatını euro olarak yapmaktadır. Bunun aksine imalatta kullanılan tüm ana ve ara ürünler USD üzerinden hesaplanarak temin etmektedir. Euro/dolar paritesinin eşitlenmesindeki olumsuzluk; maliyetlerin artmasına sebep olmaktadır. Emtia ve lojistik fiyatlarındaki artışı da hesaplarsak maliyet artışı makinenin satışında yapılan artışı karşılamıyor ya da satışta çok az kar bırakıyor. Paritedeki bu eşitliğin faydası da Avrupa dışına yapılan ihracatın artmasına kolay sağlayacaktır.
Pandemi ve Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş Türk makine sektörü için büyük bir fırsat olmuştur. Bu fırsatı tüm ihracat yapan ve yapmayan Türk firmaları değerlendirmelidir. Firmalar yatırımlarını buna göre yapmalı. Fakat Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılar, artan enflasyon yatırım yapacak firmalar için büyük bir engeldir. Artan arsa ve inşaat maliyetleri yatırım yapmayı imkansız hale getirmiştir. Türkiye’nin bu konuda en kısa zamanda önlem almalı ve yakalanan bu fırsatı kaçırmamalıdır.
Türkiye’nin önü açık
Pandemi başlangıcından bu yana ekonomide ciddi bir dalgalanma söz konusu. Dünya ticaretinde dengeler değişmiş durumda. Özellikle tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalarla birlikte, hammaddeye erişim gün geçtikçe zorlaşıyor.
USD/euro paritesinin eşitlenmesi, ihracattaki malzeme maliyetlerini artırmış ve ihracat karlılıklarını düşürmüştür.
Dünyadaki gelişmeler ve Rusya-Ukrayna savaşı, Türkiye için bazı fırsatlar doğurmuş olmakla beraber üretim alanlarının kira pahalılığı ve arazilerin çok yüksek fiyatta olması yatırım için sermayeyi sınırlamakta, bundan dolayı da yatırımcı düşündüğünü ve yapması gerekenleri yapamamaktadır.
Bu konularda çözüm üretilmeli ayrıca finansman pahalılığı ve finansmana ulaşım zorluğu da yatırımlar yavaşlatmaktadır.
Bahsettiğim problemlerin iyileştirilmesi durumunda, Türkiye’nin önü açık ve yatırımların yapılması doğru olur.
Özellikle gelişmiş Batı ülkeleri, Uzak Doğu ile ticari ilişkilerini yavaşlatmaya başladı ve Türkiye’ye ilgileri arttı. Bunu önemli bir fırsat olarak görüyorum.
Pandemi şartlarına rağmen İzmakpar olarak, 2021 yılında büyüme ivmemizi artırdık. 2022 yılında da stabil büyüme ivmemiz aynı şekilde devam ediyor. Üretimimizin büyük bir kısmı ihracata gidiyor. İhracatta ağırlıklı olarak Avrupa ülkeleri ile çalışıyoruz.
Otomotiv sektörünün her türlü metal aksamlarını üretiyoruz. Lojistik ağımızı genişletmeye devam ediyoruz.
Aynı zamanda iş yapış şeklimizi de farklılaştırmaktayız. Endüstri 4.0 odağında, elektrikli araç segmentine geçişimizi hızlandırmaya başladık. Tüm üretim ağımızı otomasyona entegre ederek, metal aksamların boyası dahil ürün çeşitliliğimizi oluşturuyoruz. 2023 yılında da lojistik ağımızı genişletmeyi sürdürerek, Avrupa pazarındaki iş birliklerimizi daha da güçlendirmeyi ve ticaret hacmimizi artırmayı hedefliyoruz.
Üretim ve ihracatımızda düşüş yaşanmadı
Hassasiyet, sağlamlık ve güvenilirlik temeliyle ürettiğimiz yüksek teknoloji pres makineleri ile sektörde aranan bir marka haline geldik. Ales Pres olarak ağırlıklı otomotiv yan sanayi ve beyaz eşya sektörlerine yönelik mekanik eksantrik pres makinaları üretiyoruz. Özellikle otomotiv ana sanayi ve sanayisi yoğun kalıp ve kullanımıyla üretim gerçekleştiriyor. Dolayısıyla kalıp ve presin olmadığı takdirde otomotiv sektörünün üretim yapması da mümkün değil. Firmamız da kalıp ile saca şekil veren mekanik pres makinaları imal etmekte. Firma olarak hem yurt içine hem de yurt dışına satışımız bulunmakta. Gerçekleştirdiğimiz yoğun dış satış sayesinde ülkemiz ekonomisine de katma değer sağlıyoruz. Ayrıca yerli firmalarımızın yurt dışında kurdukları yeni fabrikalarda da bizim ürettiğimiz pres makinaları kullanılmakta. Biz, 2021 yılının son birkaç ayında ciddi miktarda sipariş aldık. Dolayısıyla firmamızın yıllık sipariş miktarında ya da imalat hızında bir düşüş yaşanmadı. Hem üretimimiz hem de ihracatımız aynı hızla devam etmekte. Almanya, Romanya, Fas ve Fransa başta olmak üzere çeşitli ülkelere preslerimizi ihraç etmekteyiz. Rusya-Ukrayna savaşından dolayı oluşan küresel sıkıntılardan firmamız etkilenmedi. Ales Pres olarak bugüne kadar Rusya pazarına satış gerçekleştiremedik. Hedef ülkelerimiz arasında Rusya ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri de var. Ancak mevcut kapasitemiz ve yoğun siparişlerimiz nedeniyle yeni pazar arayışına şu an için giremiyoruz.
Pandemi dönemini telafi ediyoruz
Isıtan Makina olarak geçirdiğimiz pandemi yıllarından sonra 2022’nin ilk yarısında oldukça verimli ve yoğun bir yıl geçirdiğimizi söyleyebiliriz. Covid-19 salgını hemen hemen her sektörü etkilediği gibi bizim içinde bulunduğumuz sektörü de derinden etkiledi. Ancak 2022 yılının başından salgının etkilerinin azalmasıyla birlikte dünyadaki ticari faaliyetler yeniden hız kazanmaya başladı. 2022 yılının başından itibaren 2020-2021 yıllarındaki durağanlık ve ticari endişeler ortadan kalktı. Böylelikle kaybettiğimiz zamanlardaki ticari faaliyetlerin telafisini bu sene başında etkili bir şekilde hissetmeye başladık. Pandemi sonrası artan talep ve ticaret hacmi sektörümüz için yüzde 50 diyebileceğimiz bir oranla arttı. Elbette bu durumun olumsuz etkileri de mevcut. Artan işlem hacmi ve talep ile birlikte malzeme fiyatlarındaki artış, tedarik zincirlerinin kırılmış olması malzeme tedarikini zorlaştırdı. Ancak şu an için konuşmamız gerekir ise piyasaların ve ekonomik faaliyetlerin eski düzenine girdiğini ve artık yaşadığımız Covid-19 salgınının etkilerinin içinde bulunduğumuz sektörde şu an için azaldığını söylememiz mümkün. Beklendiği gibi Ukrayna siparişlerinin durma noktasına gelmesi ile beraber, Rusya siparişlerinde bir artış gözlenmedi diyebiliriz. Uygulanan ılımlı diplomasi ve ticari kararlar neticesinde iki ülke ile olan ekonomik faaliyetlerimizin savaşın öncesindeki duruma gelmeye başladığını söylemek mümkün. Bahsettiğiniz pazarlar dünyanın en büyük ve ekonomiye yön veren pazarları. Çok istesek de alternatifini kolay bulabileceğimiz pazarlar değil. Gerek alım gücü gerek talep miktarı gerekse de pazarların olgunluk seviyesi ve teknoloji ile işleyişi ABD ve AB pazarlarını bizim sektörümüz için vazgeçilmez kılıyor. Günümüzde şartlar ve ekonomik durumlar o kadar hızlı değişiyor ki 4-5 aylık durgunluklar ani talep patlamalarına yol açıyor. O yüzden kısa vadeli denebilecek 6-10 aylık piyasa sıkılaşmaları bizler için acil çözüm gerektiren sorunlar olarak görünmemektedir. Ancak pazarın içinde bulunduğu şartlar ve ekonomik durumlara göre de hazırlıklı olmak zorundayız. Zaten her şartta alternatif ve yeni pazarlar aramayı sürdürüyoruz. Girdi ürünlerinin baz fiyatının tüm dünyada dolar olarak karşılık bulduğu, petrol, ham madde veya genel enerji kaynaklarının ve uluslararası ticari borçların dolar olarak kayda alındığı ortamda maliyet açısından çok farklı bir etki yaratmadı. Ancak dolar ile çalışan alıcılarımız için bir fırsat yarattığı ve siparişlerin yükseldiği doğru. Genel emtia fiyatları sürekli dalgalanıyor. Bu konuda üreticilerin elini rahatlatacak çalışmalar da olmalı.
Üçüncü çeyrek belirleyici olacak
Makine firmalarının İhracatının gerek Rusya – Ukrayna savaşı gerekse de yurt dışındaki büyük firmaların uzun teslim süresi sebebi ile yükseliş gösterdiğini birçok firmanın satış adetlerinden görebiliyoruz.
Rusya – Ukrayna savaşı ve beraberinde getirdiği yaptırımlar Rusya’nın Türkiye ile olan ticaretini büyük ölçüde artırdığını düşünüyorum. Ziyaret edip hatta katıldığım bazı sektörel fuarlarda gördüğüm tablo bunun ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda Ülkemize gelen nitelikli Rus çalışanların (doktor – mühendis vb.) bu krizin başka bir yansıması olduğunu düşünüyorum.
Dünyada dengeler sürekli değişmekte ve alternatif pazarlar sürekli masa üzerinde durmaktadır. Birçok firma artık kendi ofisini veya showroomunu yurt dışında faaliyete geçirmektedir. Yeni pazarlar ve yeni müşteriler edinmek için yeni politikalar ortaya konuyor. Dolayısıyla Türkiye makine sektörünün kaliteden ödün vermez ise söz konusu sıkıntılardan etkileneceğini düşünmüyorum.
Özellikle belirtmeliyim ki, makine piyasasını etkileyen en büyük faktör döviz ile alınıp TL ile yurt içine satılan makine ve ürünler oldu. Tabi bu makine ve ürünlerin geri ödemesinin yine döviz olarak yapılması ticareti biraz daha içinden çıkılmaz hale getirdi. Sanayici, bayi, al-sat yapan tüm firmalar bu durumdan etkilendi.
Parite eşitlenmesi ile birlikte ithalatı yapılan ürünlere de zam gelmiş gibi oldu. Bu yüzden özellikle Uzakdoğu’dan gelen makineler fiyatlarında artırıma gitmediler. Önümüzdeki 3’üncü çeyrek aslında bize daha net bilgi verecek gibi duruyor.
Özelde faiz yüksek
Yılın ilk yarısında ihracatımızda yüzde 25 civarında bir artış yaşansa da bu artış bilançolarımıza kar olarak yansımadı. Geçtiğimiz yılın başlarından bu yana tedarik noktasında çok ciddi bir enflasyonla karşı karşıyayız. Bu mali dengesizlik bilançolarımızda ciddi hesap hataları oluşturmakta.
Bu yıl içerisinde ağırlıklı olarak Kuzey Afrika ve Orta Avrupa ülkeleri ihracat portföyümüzde artış gösterdi.
Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan ve Avrupa ülkelerinin Rusya’ya karşı takındığı tavırla birlikte gaz ve demir-çelik sektöründe sıkıntılar baş gösterdi. Rusya ve Ukrayna ile olan ticari ilişkilerimiz bundan önceki süreçte çok düşüktü. Bu ülkelerde yer almak istiyorduk ancak savaştan dolayı bu planlarımızı ertelemek durumunda kaldık. Orta vadede bazı ticari fırsatlar doğabilir. Örneğin, Irak’ta yaşanan savaşın ardından bu ülkede orta ve uzun vadede Türk müteahhitler ticari fırsatlar yakalamıştır. Ancak biz her koşulda hiçbir ülkede savaş yaşanmamasını istiyoruz. Ticari fırsatlar bu noktada geri planda kalıyor. ABD ve AB’de yaşanan parasal sıkılaştırma politikaları özellikle bankalardaki kredibilite dengelerini sarstı. Bu sarsıntı bugün şirketlerimize kadar ulaştı. Bunun sonunda da kredilerdeki vadeler kısaltıldı ve kredi kullandırmama yönünde kanaat oluştu.
Bu dönemde kamu bankaları biraz daha piyasa dengelerini normalleştirme eğilimde hareket ediyor. Ancak özel bankalar kredi faizlerini çok yüksek seviyelere çıkardı. Vadeler inanılmaz derecede sıkıntılı noktaya gelmiş durumda. Bu dönemde paraya ulaşım maalesef zor olacak.
Euro/dolar paritesi şirketlerimizin sıkıntısı olmakla beraber maalesef ülkemizin de ciddi bir sıkıntısı.
Şirketlerimiz satışlarını ağırlıklı olarak euro bazında yapmakta. Girdi maliyetlerimizin yüzde 75’i ise USD olarak gerçekleşmekte. Son aylarda euro USD karşısında ciddi kan kaybetti. Bu da finansal anlamda yüzde 10 civarında gerilemememize neden oldu. Bu durum bizi yeni düzenlemelere itti ancak geçiş döneminde de finansal kayba uğradık. Şirketlerde önemli olan finansal kayıpların ve kazanımların bilinmesidir. Eskiler, “kar ve zarar kardeştir” derler. Ancak bizler ne kadar zarar ne kadar kar ettiğimizi bilmeliyiz. Sert rüzgarlar bizleri daha güçlü kılacak ve daha kontrollü gelişerek yarınlara adım atıp, ülkemizin ekonomisine değer katıp, makine imalat teknolojisini yarınlara taşıyacağız. Bunda kararlıyız. Çünkü, uçurtmalar rüzgarda yükselir.
Paritenin dengelenmesi kar kaybına yol açar
Firmamız bu yılın ilk yarısında ihracatını yüzde 12 civarında artırdı. Hedefimiz daha yüksek olmasına rağmen ham madde fiyatlarının aşırı artışı ve temin sürelerinin uzamasından dolayı ihracat artışımız görece düşük oldu. Bu süreçte ağırlık olarak Pakistan, Romanya, Özbekistan, Hindistan ve az miktar da olsa Avrupa ülkelerine ihracat gerçekleştirdik. Tüm bunlar ışığında yılın ikinci yarısında ihracatımızı geçen yıla göre yüzde 30 artıracağımızı düşünüyorum. Rusya-Ukrayna savaşı bütün dünyada endişeye sebep oldu ve zarara yol açtı. Bu süreçte firmamızın Rusya’ya ihracatında da bir artış yaşanmadı. ABD ve AB ülkelerinin sıkılaşma politikası, firmamızın ve müşterilerimizin kaynak erişimini zorlaştıracağı için, ihracatın bir miktar düşeceği kanaatindeyiz. Bu açığı telafi etmek için ihracat yaptığımız ülkelerde tanıtım ve satış faaliyetlerimizi 2 yıldır artırmaktayız. Ayrıca ihracat yaptığımız ülke sayısını da çoğaltarak hedefe ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Dolar/euro paritesinin eşitlenmesi, ham madde fiyatlarının genel olarak dolara bağlı olmasından, ancak satış ve anlaşmaların ise euro olarak yapılmasından dolayı kar kaybına yol açacaktır. Bu doğrultuda, ülkemiz ekonomisinin rahatlayabilmesi için öncelikle ham madde üretimi sağlayan firmalara destek verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca ihracatı artıracak ham maddelerin yapılması gerektiğine inanıyoruz. Finansmana ulaşım zorlaştığı için ihracatçı firmalar ihtiyacı olan teknolojik iyileşmeleri maalesef yapamıyoruz. Ayrıca bazı ülkelerden vize alma problemi yaşamaktayız. İthalat-ihracat yaptığımız ülkelere vize alma işlemlerinde kolaylık ve öncelik tanınmasını istiyoruz.
Sürdürülebilirlik için destek şart
Bu yılın ilk yarısında, 2021’in başında öngördüğümüz ihracat hedefimizin biraz üstüne çıkmayı başardık. Pandemi sonrası dönemde otomotiv yatırımlarındaki belirsizliklerin azalması, dünyadaki otomotiv yatırımlarının hızlanması ile de bu artış trendi firmamız açısından devam edecektir. İhracatımız genellikle euro bölgesine olmakla birlikte spesifik olarak Almanya, Fransa, İspanya ve Polonya’ya denebilir. Yıl sonu için planladığımız ihracat hedefimiz, 2021 yıl sonu ciromuzun 2,5 katına çıkmaktır. Rusya’ya ihracatımız veya pazar payı için rekabet ettiğimiz Rus firması bulunmamaktadır. Piyasa için pozitif fırsatlar yaratabileceğini düşünmekle birlikte elimizde bunu ölçebileceğimiz bir veri seti bulunmamaktadır. Bunun yanında savaş sırasında Türkiye’nin izlemiş olduğu ılımlı politika sonucu özellikle Rusya’dan gelen metal ham madde sıkıntısı yaşanmadığından Avrupa’ya ihracatımız artmıştır. Hatta Avrupalı firmaları savaş başlangıcında firmamızdan ham madde talepleri olmuştur. USD’nin euro karşısında kıymetlenmesi bizi daha yüksek enerji maliyetleri ve USD bazında edinilen ham madde alımlarında ilave maliyetlerle karşı karşıya bırakmaktadır. Maliyet yönetimi açısından geliri EUR, maliyetlerinin bir kısmı USD’ye bağlı ham madde çalışan bizim gibi firmalar için fiyatlama güçlüğü yaratacaktır. Ülkeye net döviz kazandırıcı bizim gibi firmalara, gerek kamu bankaları gerekse de Eximbank, KGF, IGE gibi finansal kurumlar aracılığı verilen finans desteğinin devamı, sürdürülebilirlik açısından giderek daha da önem kazanmaktadır.