Medya Bazen Her Şeydir

Bir mesajın ulaştırıldığı kanal, sıklıkla mesajın kendisinden daha önemli olabilir. İşin felsefesi çok önemli. Şimdi bir düşünün. Gün içinde tükettiğiniz bilgi kaynaklarına verdiğiniz önem, okuduğunuz metnin veya izlediğiniz görselin kendisinden mi geliyor? Yoksa, o bilgi kaynağına eriştiğiniz mecra sizin için güvenilir bir bilgi kaynağı/aracısı olduğu için mi önem atfediyorsunuz?

İkinci seçeneğin ağır bastığını kabul edersek, bilginin hukuk ve etiğin temel kurallarına uygunluğunun düşünülmeden sunulması -ya da sunulmaması- ne kadar tehlikeli? En kötüsü de bunun karşı tarafının, dolaylı yoldan baskılanması ihtimali. Yani, “ben bunu yazıyorum, aslında yazdığım hususun hukuk ve etik kurallarını ihlal etmediğini de biliyorum; ama bunu yazarsam ileride bana makul bir gerekçe olmasa bile malımla, özgürlüğümle, ekmeğimle zarar verebilirler” diye düşünüyor musunuz? Çünkü özgür, eleştirel ve bunları hukuk ile etik süzgecinden geçiren bir medya; halkın doğru, tarafsız bilgiye ulaşmasını ve toplumsal denetimi mümkün kılmayı da temin eder. Hesap verebilirliğin sağlanmasını engelleyen ortam, gerek evde, gerek işte, gerekse kamuda; sizi tehlikeli bir çıkmaza sürükler.

Örneğin geçtiğimiz hafta çarpıcı bir olay yaşandı ABD’de. İddialara göre; ABD savunma bakanı, Signal adlı ve en güvenli olduğu bilinen global mesajlaşma uygulamasındaki grup yazışmasında Husiler’e karşı detaylı bombalama planlarını konuşurken, ülkenin 1857’den beri yayın yapan en köklü yayın kuruluşlarından The Atlantic’in yayın müdürünü yanlışlıkla gruba aldı. Yayın müdürü ekran görüntüleri aldı, ve gruptan çıkıp ilgili dairelere konuyu bildirdi, ancak olaylar durulunca yayın yapacağını iletti. Sonraki hafta gazetesinde konuyu makale olarak ele aldı. Bakanlık yalanladı, ancak başka kamu görevlileri itiraf etti. Yayın müdürü, bu defa “yalan söylüyorlar, işte belgeleri” dedi ve kayıtları içeren bir makale daha yazdı. Sonunda ne mi oldu? Halk doğrudan bilgilendi, ve halk, kimin neyi doğru yapıp yapmadığını ilgili mecranın editörlerinin değerlendirmesine muhtaç bırakmadan, kendisi değerlendirdi. Elbette ki editörün, gazetenin, yayın müdürünün başına hiçbir şey gelmedi. Bu örnek yalnızca tek bir ülkeden, elbette dünyada pek çok örnek sayabiliriz.

Konu sadece demokrasi ile ilgili de değil. Ticari açıdan bile bu basit mantık ve etiğin yansımalarını görüyoruz. Ticaret Bakanlığı’na bağlı Reklam Kurulu, örtülü reklam yapılmasını yasaklıyor ve denetliyor. Instagram’da bir iletide reklam sonucuna varabilecek fotoğraf paylaştıysanız ancak reklam olduğunu belirtmemişseniz, ciddi idari para cezaları mevcut. Verilen reklamlarda kullanılan “en iyi” “en başarılı” “bir numara” gibi ifadeler de sürekli olarak şikayete konu oluyor ve denetleniyor, zira bunlar da objektif şekilde doğruluğu ispata muhtaç iddialar. Konu yine, dürüst ve etik yayına geliyor.

Bu hafta 30. yılını dolduran Ekohaber de, aynı şekilde, dürüst ve etik yayıncılığı ile kendisinden söz ettirmeye devam ediyor. Artık senelerdir burada yazıyorum diyebilirim; bir defa bile yazdığımız yazıya dolaylı yoldan bile olsa müdahale edildiğini ne duyduk, ne gördük. Ekohaber gibi dürüst yayıncılar, 30 değil, 100. yaşını dahi kutlamayı hak ediyorlar.