BAŞARI EMEK İSTER

Bir markayı büyütmek, sadece üretmek ya da satmakla olmaz. Her gün yeniden başlamak, tutkuyla çalışmak, değişime cesaret etmek gerekir. Başarı, emek ister; hayal kuranların ve o hayalleri gerçeğe dönüştürmek için yılmadan uğraşanların ödülüdür.

Minteks’in yolculuğu da 30 yıl önce tam olarak böyle başladı. O günkü heyecanımızı hiç kaybetmeden, yenilikten güç alarak, her ürünümüzle yaşam kalitesini artırmayı hedefleyerek büyüdük. Sadece bir marka değil, bir değer inşa ettik.

Aynı şekilde, EKOHABER de tam 30 yıldır Bursa ve Türkiye ekonomisinin nabzını tutarak iş dünyasının sesi oldu. Güvenilir haberciliği, güçlü analizleri ve ekonomiye kattığı vizyon ile birçok başarıya imza attı. Ancak tüm bunlar, yalnızca haber yapmakla değil, bilgiye verilen emek, doğruyu arama tutkusu ve cesurca sorular sorma kararlılığıyla gerçekleşti. Bugün iş dünyasının yolunu aydınlatan bir kaynak haline gelmesinde, araştıran, sorgulayan ve en doğru bilgiyi sunmak için çalışan herkesin emeği büyük.

Bu başarıda payı olan herkesi yürekten tebrik ediyorum. Nice yıllar daha iş dünyasına rehber olmanız, ekonomiye yön vermeniz dileğiyle… Başarı emek ister; siz emek verdiniz, biz de bunun kıymetini biliyoruz. Teşekkürler EKOHABER!

***

İSTANBUL

Ne acayip şehir şu İstanbul. Ne insanlar ne iktidarlar gelip geçmiş üstünden.

Ne güzel şehir şu İstanbul. Ne tılsımlı ne güçlü.

Başkent olmasa da en başkent İstanbul.

Bazen sancır, ağrır, ağrıtır ama hep kendini yeniden yaratır İstanbul.

Kurtuluş Savaşı’nda esirken, eli kolu bağlı olduğu sanılırken beslemiştir mücadeleyi. Etiyle, kanıyla, sütüyle, canıyla, ciğeriyle…

İstanbul ne kabadayılar görmüştür ne külhanlar… Yüzü yaralı, yüreği yaralı bıçkınlar.

İstanbul ne acayip şehirdir; ne güzel şehirdir.

Orhan Veli bir gün, öyle bir an gelmiş ki onu dinlemiş. Hem de gözleri kapalı. Nasıl mı?

Şöyle:

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda o eski âlemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;

Alnın sıcak mı, değil mi biliyorum

Dudakların ıslak mı, değil mi biliyorum
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum
İstanbul'u dinliyorum.

Hepimiz dinleyelim. Gözlerimiz bazen kapalı, bazen faltaşı gibi açık.

Aldanmadan, aldatmadan hem İstanbul’u hem birbirimizi dinleyelim.
Cahit Külebi gibi herkes bizi aldatmasın. Nasıl mı?

Şöyle:

İstanbul
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm,
Niksar’da evimizdeyken
Küçük bir serçe kadar hürdüm.

Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Sonra âlem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Mevsimler ne çabuk geçiverdi
Unutmak, unutmak, unutmak.

Anladım, bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım, bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Yine kamyonlar kavun taşır

Fakat içimde şarkı bitti.

Cahit Külebi

Evimizde, köyümüzde, mahallemizde, kasabada, şehirde İstanbul’u dinleyelim, onu düşünelim.

Hepinize hayırlı, huzurlu bir bayram diliyorum, sevgili okurlarım.

Güzel günlerde görüşmek üzere.